Serkan Ocak

Loading

Travel Blog

Peribacalarının arasında 36 kilometre

Peribacalarının arasında 36 kilometre

Kapadokya’da daha önce birkaç kez balonla uçtum. Her seferinde üzerinden geçtiğim bu doğa harikası peribacalarının arasında hep dolaşmak istemiştim. Sonunda bir yolunu buldum; Kapadokya Maratonu... Hayatımın en güzel yollarında tam yedi saat koştum. Mis kokulu elmalardan, sapsarı alıçlardan yedim.

Serkan Ocak / serkan.ocak@hurriyet.com.tr

Ne zaman Kapadokya’ya gitsem büyülenirim. Kapadokya’yı görmenin en güzel yollarından biri balonla üzerinden uçmak. Ancak şimdi daha güzel bir yolunu biliyorum. Doğa harikası peribacalarının arasında saatlerce dolaşmak. İster koşarak, ister yürüyerek... Şimdi bildiğiniz Kapadokya’yı unutun. Yeraltı şehirleri, milyonlarca yılda oluşan tüf yapılar, açık hava müzesi, manastırlar, kiliseler, şapeller... Uzun ve güzel bir yolculuğa çıkıyoruz. Yedi saat süren 36 kilometrelik bir yol... Hayatımın en güzel ve en uzun yolu... Kapadokya’da bu yıl ikincisi düzenlenen The North Face Kapadokya Ultra Maratonu’na katıldım. Aslında geçen yıl da bu yarışı izledim. Bir yıl sonraki yarışa mutlaka katılacağıma dair kendi kendime söz verdim. Yarış zordu, en azından benim için. Çünkü hiç hazırlanmamış, daha önce en fazla bir kez altı kilometre koşmuştum. Ancak amacım farklıydı. Bir derece elde etmek değil, Ürgüp’ün, Göreme’nin ve pek çok küçük köyün, bakir coğrafyanın daha önce hiç görmediğim yerlerini görmekti. Öyle de oldu...

DOĞAL VİTAMİN

Yarış Ürgüp’ten başladı. Yerleşim yerlerini birkaç kilometrede geride bırakıp kendimi eşsiz bir coğrafyada buldum. Mevsim sonbahar, mevcut ağaçlar sarı yapraklarını birer birer dökmeye başlamıştı.

Yol boyunca çok sayıda meyve ağacı gördüm. Yarış uzun süreceği için sırt çantama kuru kayısılar, incirler, ‘enerji bar’lar atmıştım. Hiçbirine gerek kalmadı. Dallarda hakiki vitamin vardı. Sanırım elmanın bu kadar küçüğünü ve mis kokulusunu, alıcın bu kadar sarısını hiç yememiştim. Meyvelerin artık zamanı gelmiş, toplanmadan yerlere dökülmüştü. Sonradan öğrendim ki kayısı gibi bazı meyveler para kazandırmadığı için toplanmıyormuş. 

‘SİZDE HİÇ AKIL YOK MU OĞLUM?’

Yarış boyunca iki dinlenme istasyonu vardı. Bunlardan biri eski bir Rum köyü olan İbrahimpaşa’ydı. Eski adı Rumca ‘Babayan’ olan köy aslında turistik değil. Küçük bir çarşısı var. Kapadokya’ya gittiğinizde “Bu köyü de mutlakta gezin!” diyen az kişi bulursunuz. Ben mutlaka öneriyorum. Çünkü buradaki eski Rum yerleşimleri görülmeye değer. Bu evlerde yaşayanlara konuk olabilirsiniz. Sizi geri çevirmezler. Beni koşarken gören yaşlı bir kadın, “Sizde hiç akıl yok mu oğlum” deyince ilk diyaloğumuz başladı. Yarışta olduğumu hatırlamasam, kokusu dışarıya gelen, pişirdiği sıcak ekmeklerden yemek için davet ettiği evine girecektim. 

Kapadokya vadilerden oluşan bir coğrafya. Yüzlerce vadi var. Sadece Kızıl Vadi’nin içinde 30’a yakın birbirinden güzel vadi mevcut. Kızıl Vadi, bence Kapadokya’nın en güzel yeri. Sadece birkaç saatiniz varsa fotoğraf makinenizi alın, direkt buraya gelin. Seyir tepelerinden birine çıkın ve dünyayla iletişiminizi kesip saatlerce bu eşsiz manzarayı seyredin. Ama daha fazla vaktiniz varsa benim gibi yapın. Bir fırsatını bulun. Kızıl Vadi’nin içine dalın. Merak etmeyin. Issız yerler değil. Hatta bir noktada çay bahçesi bile var; Red Valley Garden Tea. Çay içen sadece birkaç Amerikalı gördüm. 

GÜVERCİNLİKLERİ GÖRMEK İÇİN İDEAL

Buraya ulaşmak için yaklaşık 150 metrelik dik merdivenli bir yokuşu göze almanız gerekiyor. Yarışın 30’uncu kilometrelerinde buraya ulaştım. Oturup çay içemedim ancak sahibi Reşat Yüzen’le sohbet ettim. Tam 29 yıl önce Ankara’daki dükkânını satıp buradan 5 bin metrekare arazi satın almış. Beyaz üzümlerini toplamış. Şimdi bağlarının temizliğini yapıyordu. “Dünyanın en akıllı yatırımını yaptım ve buradan bir yer aldım” diyordu. Burada 10’uncu yüzyıldan kalma Üzümlü Kilisesi’ne uğramayı da ihmal etmeyin. 

Yarışın en güzel yerlerinden biri de Göreme Açık Hava Müzesi ile Güllüdere Vadisi’nin uç kısmında yer alan Kılıçlar Vadisi’ydi. Azot oranı yüksek gübresi için yapılan bu göz göz güvercinlikleri görmek kaçırılmayacak bir fırsat. İkinci istasyonun bulunduğu Ortahisar ise daha turistik bir yer. Kalenin arkasında mağara evleri var. 

AH BU TOKİ EVLERİ YOK MU?

Dar patikalardan, mağaralardan, kanyonlardan, halatla inilen yamaçlardan oluşan Kapadokya Maratonu en ilginç ve güzel deneyimlerimden biri oldu. Yarışın sonuna doğru bacak kaslarımdan kaynaklı sebeplerden dolayı koşamadım. Yürüdüm. Hatta son birkaç kilometre ‘süründüm’ desem abartmış olmam.

Fotoğraf makinemin yedek bataryaları, cep telefonlarımın şarjı ve suyum bitmiş, enerjim tükenmişti. Hatta bizden iki saat önce başlayıp yanımdan geçen 60 kilometre koşucuları moralimi iyiden iyiye bozmuştu (Sanırım bir-iki de 110 kilometre koşan atlet yanımdan geçti). Ancak tüm bunlardan daha acı veren bir manzara ile karşılaştım yarışın son birkaç kilometresinde. Ürgüp’ün girişine yapılan TOKİ evleri... Dünyanın sayılı coğrafyalarından Kapadokya’ya bu zulmü yapmak ancak TOKİ’ye özel bir davranış olsa gerek...

http://www.hurriyet.com.tr/peribacalarinin-arasinda-36-kilometre-40008246

Paylaş

YORUMLAR