Serkan Ocak

Loading

Travel Blog

Issız tatil! Bir kayanın ucunda üç gün neden tatil yaptım?

Issız tatil! Bir kayanın ucunda üç gün neden tatil yaptım?

Bayramlarda herkes gibi ben de tatile gidiyorum. Ancak Ege’ye ya da Akdeniz’e değil, kalabalığın tam tersine, kimsenin olmadığı ıssız yerlere... Bu sefer de öyle yaptım. Karadeniz’de karadan yolu olmayan, sadece denizden ulaşılabilen kayalıklarda üç gün geçirdim. Balık tuttum, pavurya yedim. Telefonun çekmediği, internetiğin olmadığı bu yerde ruhumu özgür bıraktım. 10 metrelik kayalıklardan atladım... Dalgaların, kuşların sesini dinledim. Dinlenmek ne ki, resmen arındım...

İlk kez çocukluk arkadaşım bahsetmişti. Kayaların üzerinde çadır kurduğunu, etrafta kimse olmadığından dalga sesinden başka bir ses olmadığını, önünde ıssız bir koy olduğunu anlatmıştı. Hemen ertesi gün soluğu anlattığı yerde aldım. İlk kampı da o zaman attım. Aradan beş yıl geçti. Her bayram çocukluk arkadaşlarımla buluşup bu kayalıkların üzerinde kamp yapıyorum. Bu yıl 5. kez o ıssız yerde buluştuk. Neden mi? Hemen anlatayım...
 

Özel ve güzel ilçe: Ereğli

Yıllardır bayram gibi sınırlı herkesin aynı anda tatile çıktığı dönemlerde 5 yıldızlı otellere gitmeyi, buralara normalden daha fazla para vermeyi, kalabalığı, kuyrukları çoktan bıraktım. Kalitenin düştüğünü söylemiyorum  bile... Bunun yerine doğayla baş başa olmayı tercih ediyorum. Zonguldak’a bağlı Kdz. Ereğli’de doğdum büyüdüm. Burası Karadeniz’in en güzel köşelerinden. Her bir yanı çok özel. İlk kömürün bulunduğu köy Kestaneci, kömürü bulan Uzun Mehmet, Herkül’ün 3 başlı köpekle savaştığı mağaralar Cennet Cehennem burada. Bir kere Erdemir gibi çok önemli bir fabrikası var ilçenin. Uzun yıllar bu fabrika sayesinde halk refah içinde yaşadı, belediye de uzun yıllar borcu olmadan hayatına devam etti. (Tabii şimdi özelleşti, işler biraz değişti). Sosyokültürel seviye oldukça yüksek. Zamanında birçok spor branşı Erdemir’in desteği ile faaldi. Ben de uzun yıllar yüzme takımındaydım. Buradaki eski yüzme takımı arkadaşlarımla hâlâ görüşüyorum. Bayramlar da buluşup bu ıssız ve özel yerimizde hep birlikte tatil yapıyoruz.

Sekiz delikli şişme bot

Ramazan Bayramı nedeniyle de yine tatilin ikinci günü buluştuk. Artık hepimiz profesyonel kampçıya yakın sayılırız. Çadırlarımız, tulumlarımız, şişme yataklarımız, sandalyelerimiz tamtakır. Büyük buluşma için haftalar öncesinden yazışmaya, plan yapmaya başladık. Kayalara gitmek için her yıl kullandığımız şişme botu tamir ettim. Tam sekiz yerinde patlat vardı. Buna güvenip nasıl o kayalıklara çıkacağımızı kara kara düşünmedim değil. Zira bir senesinde tam kıyıya çıkacakken alabora olup, kamp malzemelerinin bir kısmını kaybetmişliğimiz de var.

Kamp yapacağımız yer merkeze 10 kilometre uzaktaki Köseağzı adı yerilen koy. Karadeniz’in bu kısmında koylara ağız adı veriliyor. Her bir dere denize kavuşunca ağız yapıyor ve bu nedenle de hep  bir yerin ağzı şeklinde isimler alıyor. Bu yıl sayımız 9’du. Hem malzeme hem de insan sayısı olarak benim şişme botun götürmesine imkân yoktu. Köseağzı’nda küçük motorlu kayığı olan İlhami Abi’nin yanında aldık soluğu. Eskiden hiç götürmüyordu. Şimdi yavaş yavaş turizmin öncülerinden biri olmuş. Para karşılığında seferler düzenliyor. 

Ancak buraya kalıcı giden yok. Her yıl bıkmadan bize aynı hikâyeyi anlatıyor:

“Bakın gençler, geçenlerde burada bir aile mahsur kaldı. Sahil güvenlik bile alamadı onları. Tepeden ekmek attık. Deniz sakinleşince almaya gidebildik. İki gün mahsur kaldılar...” Kısaca bize “Gitmeyin, kalmayın” ya da “Giderseniz alamayabilirim dönüşte” demeye çalışıyordu. Haklılık payı da vardı. Karadeniz bu, sağı solu belli olmuyor. Bir saat içinde çarşaf gibi deniz poyrazın etkisiyle bir metrelik dalgalara ulaşabiliyor. Karadeniz’in meteoroloji dairesiyle arası da iyi değil bu yüzden... Aplikasyonlara bakıp aldanmıyoruz, bulutları izliyor, İlhami Abi’yi dinliyoruz...

Göcek’ten farksız

Macera ağır basıyor. 4 kişilik tekneye, 7-8 kişi eşyalarla birlikte doluşuyoruz. Hemdeniz gidiyoruz... Biri yanlışlıkla yan yatsa denizi boylayacağız. Neyse ki yolculuk kısa. Kara ile mesafe 10 dakika. Dışarıdan nasıl bir yer olduğu anlaşılmıyor. Büyüsünü anlamak için gitmek, görmek şart. Bu sefer şans bizden yanaydı. Deniz dümdüz ve berraktı. Tekne koya yaklaştığında Göcek’e geldiğimizi sandık. Hızlıca eşyaları boşalıp, çadırları kurduk. Üç gün sonra bizi alması için İlhami Abi’nin oğlu Aykut’la sözleştik. Tedirgin bakışlarla ayrıldı yanımızdan...

Mandaların mekânıymış

Buranın bir adı da Dombay Kayalıkları. Muhtarın yalancısıyız, hikâye şöyle... Bu bölgede mandalara ‘dombay’ deniyor. Eskiden buranın kara ile bağlantısı da varmış. Şimdi bir uçurumun dibinde olan kayalıklara eskiden iniş varmış. Ancak yine sapa bir yerde olduğundan sadece mandalar iniyormuş. Üzerindeki yeşilliklerden otlanıp geri çıkıyorlarmış. Yıllar sonra toprak kaymaları ile ulaşım kesilmiş. Arkasındaki tepelikten küçük küçük taş parçaları sürekli düşünüyor. Ancak çadırları kurduğumuz yer kısmen emniyetli. Üzerimize gelmeden hızı kesiliyor taşların... (Biraz tehlikeli olduğu da bir gerçek...)

Buranın en güzel özelliklerinden biri 10 metre yüksekteki bu kayalıkların tam ortasında kumlu bir alanın olması. Buraya 5-6 çadır kurulabiliyor. Bu yüksekliğe kumun nasıl gelmiş olabileceğini Karadeniz çocukları olarak biz biliyoruz. Bilmeyenler için açıklayayım. Kışın fırtınalarda dalgaların boyu buralara kadar gelebiliyor. Yıllarca o dalgalarla gelen kumlar burada inanılmaz bir kumluk oluşturmuş. En güzel özelliklerinden biri de, kayalığın iki tarafında da girintinin olması. Bir tarafına kayalıklardan atlanabiliyor. Diğer tarafı ise havuz gibi... Kenarları tam güneşlenmek için.

Balık tuttuk, pavurya yedik

Üç gün boyunca burada 9 kişi kaldık. Yanımıza gelen olmadı. Gürültü çıkaran olmadı. Araba sesi hiç duymadık. İnternet yoktu. Telefonda kayaların ucuna gidince zar zor çekiyordu. Tam bir teknoloji detoksu... Ayrıca yiyeceğimiz bittiğinde bu sefer deniz yardıma koştu. Hiç olmadığı kadar istavrit vardı. Attığımız oltalar boş çıkmadı. Denize daldık. Karadeniz’in meşhur yengeci pavurya çıkardık. Biraz daha büyüyebilseler neredeyse ıstakoz olacaklar. Tutması biraz meşakkatli. Eldiven yoksa işiniz zor. Benim vardı ama birinin şerrinden kurtulamadım. Günler geçti hâlâ yaralı parmağıma pansuman yapıyorum. Tuttu mu bırakmıyorlar. Tehlikeli hayvanlar.

Her zaman mangala atıyorduk, şeften hallice arkadaşımız Kubilay’ın tavsiyesiyle bu sefer haşladık, inanılmaz lezzetli oldu... Benim buradaki en büyük keyfim kayalara tırmanmak ve denize atlamak. En yüksek noktası 10 metreye yakın. Tehlikesinin farkındayım ancak ütüm çocukluğumun yazları bu kayalıklarda geçti. Balıklama, çivileme, bombalama her türlüsünü atlıyoruz. Atladıkça şehirde içimize kaçan ve ruhumuzu emen stresten kurtuluyoruz, yeniden çocuk oluyoruz... Hayatınızda bana benzer ıssız tatilleri denemelisiniz. İlla Karadeniz’in bu köşesine gelmenize gerek yok. Anadolu’nun dört bir yanı buna benzer eşsiz güzelliklerle, bakir yerlerle dolu. Bakmasını bilene...

Tavsiyeler

- Kamp malzemesi taşımak zor iş. Evde eşinin, anne babanızın ilk soracağı soru şu olabilir. Ne gerek var? Aldanmayın, siz bildiğinizi okuyun... Doğaya kaçın.

- Kampta çok çalışmak, efor sarf etmek gerekiyor. Ama bunu da bir spor aktivitesi olarak düşünün. Gerekli olan enerjiyi bu düşünceyle depolayabilirsiniz.

- Bu işlerden zevk alacak birileri bulunsun yanınızda, hoşlanmıyorsa çok da zorlamayın, arınacağına daha da stres olup dönebilirsiniz...
 

Yanınızda olsun

- Çadır, şişme yatak ve bir sandalye şart. Bunları saymıyorum bile. Gündüzün sıcağına aldanmayın geceleri her yer serin, ya bir tulum ya da battaniye alın yanınıza.

- Kampın olmazsa olması ateş. Her yerde odun yok. Toplam malzememiz kadar bir çuval da odun götürdük. Üşenmeyin, yoksa tadı olmaz.

- Biz lüks kampçılardanız. Türk kahvesi olmadan kamp yapmıyoruz. Siz de kervana katılın, bir cezve ve kahveyi almayı unutmayın.

- Böcek ilacı olsun yanınızda. Belli olmaz doğa bu, zira bu kampta ilk kez bir akrep gördük. Öldürmedik ama tekrar gelmemesi için de dua ettik...

http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hurriyet-pazar/issiz-tatil-bir-kayanin-ucunda-uc-gun-neden-tatil-yaptim-41245040
  • Paylaş:

YORUMLAR